5 saat
2.6 kilometre

Galata, yüzyıllar boyunca İstanbul’un en hareketli noktalarından biri oldu. Galip Dede Caddesi’nden başlayacak bu turda, bir zamanlar Cenevizlilerin surlarla çevirdiği ticaret kolonisine adım atıyoruz. Kule Meydanı’na ulaştığımızda, yüzyıllar boyunca gözetleme kulesi, yangın kulesi ve efsanelerin merkezi olarak şehre tanıklık eden, bir 14. yüzyıl yapısı olan Galata Kulesi’yle karşılaşacağız.

Turumuzda kuleyle kesişen Serdar-ı Ekrem ve Lüleci Hendek Caddesi de yer alıyor.  Yokuştan aşağı inerek Bankalar Caddesi’ne yöneldiğimizde, Osmanlı’nın finans kalbinin attığı binalar arasında yürüyoruz. 19. yüzyılda Osmanlı Bankası, sigorta şirketleri ve ticaret hanlarıyla dolu bu cadde, Batılılaşma döneminin mimari izlerini taşıyor. Art nouveau cepheler, neoklasik sütunlar ve zarif demir işçilikleri, Galata’nın modernleşme sürecini adeta bir açık hava müzesi gibi gözler önüne seriyor.

Bu rota boyunca her köşe başı tevanten tüccarların, bankerlerin, denizcilerin ve sanatçıların izlerini takip ediyoruz. Galata, sadece bir semt değil; çokkültürlülüğün, ticaretin ve sanatın iç içe geçtiği, yaşayan bir tarih sahnesi.

Bu yürüyüşte nereleri göreceksiniz?

Galata Mevlevihanesi

İstanbul’daki ilk Mevlevî dergâhı olan Galata Mevlevihanesi, 1491 yılında Padişah II. Bayezid’in izniyle Şeyh Mehmed Semâî Dede tarafından kuruldu. 1925’e dek Osmanlı’nın kültürel ve entelektüel yaşamında önemli bir rol oynadı; neyzenler, hattatlar, musikişinaslar burada yetişti. 19. yüzyılda Galata Mevlevîhânesi, yalnızca dinî ritüellerin değil, klasik Türk musikisinin icra ve eğitiminin merkezi hâline geldi. Sema ayinleri burada belirli usûl kurallarına göre icra edildi, bestekârlık ve ritüel form çalışmaları yapıldı. Günümüzde müze kimliği taşıyan yapı, yalnızca mimari değil, ritüel mirasın da önemli bir taşıyıcısı. Sema gösterileri halen, UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras kapsamında sunuluyor.

Doğan Apartmanı

Doğan Apartmanı 1894–95 yıllarında Prusya Büyükelçiliği binası olarak inşa edidi, kısa süre sonra Belçikalı banker Helbig ailesine geçti ve 1919’da Mair de Botton tarafından satın alınarak “Botton Han” adını aldı. 1942’de Kazım Taşkent’in mülkiyetine geçen yapı, Kazım Bey’in genç yaşta ölen oğlu Doğan Taşkent anısına bugünkü adını aldı. U planlı yapısı, üç yanını çevreleyen geniş avlusu ve Galata sırtlarındaki konumuyla, bölge siluetinde bir kentsel nirengi noktası olarak varlığını koruyor. Yapı, 20. yüzyıl boyunca Türk ve Avrupa kökenli aydınlara ev sahipliği yaptı. 1986 yapımı Muhsin Bey ve 1996’daki Eşkıya gibi filmlerin sahneleri burada çekildi, mekânın mimari atmosferi sinematografik anlatımı güçlendirdi. Tüm bu yönleriyle apartman, Galata’nın mimari ve kültürel belleğinde ayrıcalıklı bir yere sahip.

Lüleci Hendek Apartmanı

Lüleci Hendek Apartmanı, 19. yüzyılın son çeyreğinde Galata’nın hızla Avrupalılaştığı bir dönemde inşa edildi. Adını üzerinde bulunduğu sokaktan alan yapı, Galata’nın konut stokunda öne çıkan erken apartmanlaşma örneklerinden biri. Yapının mimarisi, geç Osmanlı döneminde yaygınlaşan kâgir apartman tipolojisini yansıtıyor: Simetrik cephe, yüksek tavanlar, ferforje balkonlar ve mermer merdivenler… Bu apartmanlar, Batılı yaşam tarzını benimseyen Levanten ve gayrimüslim orta sınıfların gözde konutlarıydı. Lüleci Hendek çevresi ise diplomatların, tüccarların ve sanatçıların tercih ettiği bir mahalle oldu. Yapı zaman içinde çeşitli tadilatlar geçirse de özgün mimari kimliğini büyük ölçüde korudu.

Podesta Sarayı (Bereket Han)

Ceneviz döneminde Galata’nın en yüksek sivil otoritesi olan podestanın ikametgâhı olarak inşa edilen yapı, 14. yüzyıla tarihleniyor. Ortaçağ İtalyan kamu yapılarının etkilerini taşıyan Podesta Sarayı, Osmanlı döneminde ticaret hanına dönüştürüldü ve Bereket Han adını aldı. Ceneviz mimarisinin özgün örneklerinden biri olan bu yapı, kemerli pencereleri, masif duvarları ve anıtsal girişiyle dikkat çekiyor. Saray, Galata’da Latin kolonizasyonunun idari merkezi olarak işlev gördü. 19. yüzyılda farklı ticaret kollarına ev sahipliği yaptı, 20. yüzyılda ise büyük ölçüde iş hanına dönüştürdü. Galata’nın koloniyel dönemine dair ayakta kalan nadir yapılardan biri olarak kabul ediliyor.

Matbah Emini Hasan Ağa Çeşmesi

Hasan Ağa Çeşmesi, 18. yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı saray mutfağı yöneticisi olan Matbah Emini Hasan Ağa tarafından inşa ettirildi. Galata’da yer alan bu çeşme, klasik Osmanlı kitabe ve bezeme unsurlarını barındırıyor. Tek cepheli, musluk ve yalaklı tasarımı, dönemin mahalle çeşmesi mimarisini yansıtıyor. Kitabesinde yer alan sülüs hat ve tarihsel vakfiye ibareleri, hayır amacıyla yapıldığını ve bakımının vakıf sistemiyle sürdürüldüğünü gösteriyor. Çeşmenin konumu, Galata surlarına ve ticaret yollarına yakınlığı nedeniyle hem lojistik hem sembolik işlev taşıyor. Zaman içinde tahribata uğrayan yapı, 20. yüzyılda kısmen restore edildi. Günümüzde çeşme, hem mimari hem epigrafik özellikleriyle İstanbul’daki mahalle su yapılarının tipik bir örneği olarak değerlendiriliyor.

Galata Kulesi

Galata Kulesi, 1348’de Cenevizliler tarafından Christea Turris (İsa Kulesi) adıyla inşa edildi; Galata surlarının kuzeydoğudaki ana burcu olarak hem gözetleme hem de sembolik bir işlev üstlendi. Bizans ve Osmanlı dönemlerinde yangın gözetleme, deniz kontrolü ve zindan gibi farklı işlevlerle kullanıldı. 16. yüzyılda Matrakçı Nasuh’un minyatürlerinde detaylı şekilde resmedildi. Evliya Çelebi’nin aktardığına göre, Hezarfen Ahmed Çelebi 17. yüzyılda bu kuleden Üsküdar’a uçtu. Anlatının gerçekliği tartışmalı olsa da kulenin kültürel bellekteki yerini pekiştirdiği bir gerçek. 1960’lardan itibaren yapılan restorasyonlarla turistik işlev kazanan kule, özgün yapısal biçimini büyük ölçüde koruyor.

Galata Surları

Galata Surları, 13. yüzyılda Latin istilası sonrası Cenevizliler tarafından inşa edildi ve Haliç’in kuzeyinde kurulan ticari koloninin sınırlarını belirledi. Sur yapısı 1303 ve 1348 yıllarında genişletildi, 1453’ten sonra Osmanlı egemenliğinde büyük oranda korundu. Yaklaşık 2.5 km’lik bu savunma hattı, kule ve kapılarıyla Galata’nın özerk yapısının fiziksel ifadesi olarak görülebilir. Yapılar taş malzemeyle örülmüş, zamanla liman faaliyetlerine ve kentsel büyümeye bağlı olarak kısmen yıkılmıştır. Günümüzde Azapkapı, Şair Ziya Paşa Yokuşu ve Tophane civarında kalıntıları görülebiliyor. Ceneviz ticari mimarisinin nadir örneklerinden sayılan surlar zamana direnmeye ve geçmişe ışık tutmaya devam ediyor.